Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi
(TÜÖBİK)’nin Tarihi ve Bugünü


Bu yıl dokuzuncusu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gerçekleştirilecek olan bağımsız öğrenci kongresi, kendisini ve derdini genç hayat dergisinin destekleriyle bu sayfalardan anlatma şansı bulmuştur. Muradımız hafızaları tekrar tazelemektir. Geçmişten vazife çıkartıp, yerimizde saymadan ileri adımları atabilmektir. Var olan kürsüyü büyütebilmektir…
Dünden Bugüne, Öğrenerek…
2000 yılının sonlarına doğru Fransa’nın Paris kentindeki Ecole Normale Superieure üniversitesinden öğrenciler, genel hatlarıyla beş madde de özetleyebileceğimiz iktisat eğitim müfredatına dair bir metin hazırladılar ve dönemin Fransa Eğitim Bakanı tarafından belirlenen bir heyete taleplerini aktarma şansı buldular. Bu metin de yer alan ve eleştirilen hususlar;
1- Neo-klasik olmayan teorilerin müfredat dışında tutulması,
2- İktisat eğitimiyle iktisadi gerçeklerin örtüşmemesi,
3- Matematiğin bir araç olarak değil bir amaç olarak kullanılması,
4- Eleştirel düşünceyi dışlayan ya da yasaklayan eğitim metodları,
5- Analizi yapılan objelerin karmaşıklığına uygun yaklaşımlarda çoğulculuk ihtiyacı.
Alternatifini isterken, var olana dair sıkıntıları somutlaştırmak ve Fransa gençlik hareketini örnek alırken salt onların alanlardaki eylem görüntülerini yansıtmamak adına böylesi bir giriş gerekliydi. Sonrasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğrencileri bir bildiri yayınlayarak (aynı zamanda dünyadaki birçok üniversiteden) Türkiye’den bu hareketin nasıl desteklenebileceğini ve kendi coğrafyasından hareketle kimi tespit ve taleplerde bulunmuşlardır:
“Kurgusal bir iktisat eğitimi istemiyoruz!”
Başlığı altında “Elitist, giderek anlaşılmaz hale gelen bir iktisat, toplum içinde kendini gerçek anlamına yerleştirecek noktayı bulmalıdır.” Diyerek, neo-klasik iktisatçılara bir mesaj verirken, belki de farkında olmadan “solcu” kimi öğretim üyelerinin veya “aydın”ların kullandığı toplumdan uzak dile de gönderme yapmaktaydılar.
“Genel geçerliği olan bir iktisata inanmıyoruz”
Diyerek iktisatın başta “insan”ı genelleştirip “kitle insanı” haline getirmesini ve hayatı akıcılığından ve diyalektiğinden kopartarak “laboratuar” ortamına sokması eleştirilmektedir.
“Matematiğin aklayıcı bir dilsel öğe olarak kullanılmamasını talep ediyoruz”
“Varsayımlar oluşturulurken formüller değil, gerçek yaşamın olasılıkları temel alınmalıdır” ile özetledikleri bu taleplerinde, matematiği sonuca ulaşmada bir araç olarak yadsımamakta ancak bir amaç haline gelmesini veya anlaşılırlıktan uzaklaşmasını eleştirmektedirler.
“İktisatın beşeri bilimlerle bağları koparılmamalıdır”
Bu talepte “Disiplinin, yaşamın iktisadi ilişkilerini kavrayabilmesi ancak tarih, sosyoloji, antropoloji gibi sosyal bilimlerle eşgüdümlü hareket edebilmesiyle mümkündür. Kastedilen ilişkilerin zamanlarına, mekânlarına ve aktörlerine göre farklılaşması, iktisadın bu farklılaşmaları kavrayabilecek esnekliğe ve tanımlama yetisine sahip disiplinlere yakınlaşmasını zorunlu kılar.” Cümlesiyle özetlenmektedir.
Sonrasında da “Hayali dünyalardan kurtulmak istiyoruz!”, “Matematiğin kontrolsüz kullanımına karşı çıkıyoruz!”, “İktisadi yaklaşımlarda çoğulculuk!”, “Öğretmenlere çağrı: Çok geç olmadan uymanın!” başlıkları altında bildiri devam etmektedir.
İstanbul Üniversitesi öğrencileri dışında, ODTÜ, Çukurova Üniversitesi gibi öğrenci havzalarında da iktisat biliminin mevcut durumunu eleştiren yazılar, haberler, konferanslar ve bir dizi işler çıkmıştır. Özetlemek gerekirse; 2000’li yıllarda tüm dünyadaki üniversite öğrencileri (birçok akademisyenin post-otistik harekete yazınsal destek ve açıklama da bulunduğunu da buradan belirtelim) mevcut durumdan rahatsızlığını ortaya koymuştur. Bu ses, hem akademi dünyasında hem medyada geniş yankı bulmuş ancak bir süre sonra öğrenci kitlesinin sürekliliğinden ve öznel koşullardan kaynaklı tek bir ses olamamış ya da somut, sürekli bir tartışma, eylem ortaya koyamamıştır. Örneğin Fransa’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşanan öğrenci hareketleri birbirinden bağımsız ve ağırlıklı olarak sokağa taşan nitelikle meydana gelmiştir. Ülkemizde ise kısa bir sessizlikten sonra 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nin ilkini gerçekleştirdiği Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi üniversite öğrencilerinin bağımsız sesi olma iddiasıyla yola çıkmıştır. Bugüne gelene kadar da Avrupa’dan farklı olarak sokağa inen değil salona çeken bir nitelikte bilimsel tartışmalar seyretmiştir.
Genel olarak Kongreye ruhunu veren post-otistik harekete ve başta İstanbul Üniversitesi Öğrencilerinin bildirisine baktığımızda; neo-klasik iktisata muhalif olmak ve iktisatın sosyal bilimler ile bağının yadsınmaması gerçeği bugüne kadar yedi kere gerçekleşen kongreye ilham olmuş ve diğer öğrenci çalışmaları içinde rengini belli etmiştir…
Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi’nin kendini anlatan tanıtım metninden bir kısmı da –tartışmaya yön vermesi açısından- buraya aktarmakta yarar var:
İktisat ile ilgilenen üniversite öğrencilerinin kendilerini ifade edecekleri ve iktisadın günümüz kullanışına eleştirel yaklaşımlarda bulunabilecekleri bir ortam bulamamaları nedeniyle “varsayalım ki öğrenciler bir iktisat kongresi düzenliyor” diyerek yola çıktıkları Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi’nin ilki 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenmiştir. Kongrenin en önemli amaçlarından biri; hem iktisadın günümüz kullanışına eleştirel yaklaşımlar sunmak, hem de iktisadı, toplumsal olayları açıklamakta bir araç olarak kullanma alışkanlığı kazanabilmektir. Sosyal bir bilim olan iktisat, neo-klasik anlayış çerçevesinde giderek sadece kişilerin rasyonel ve tam bilgiye sahip olduğu gibi varsayımlar altında modeller üreten, istihdam ve üretim yerine daha çok borsa ve finansal piyasaları açıklamakta kullanılan bir bilim görünümüne bürünmüştür. Bunun sonucunda da gerçeklerden ve toplumdan uzaklaşmış, ayrıca yolculuğu boyunca kendisine arkadaşlık etmiş olan tarih, sosyoloji, felsefe gibi sosyal bilimlerin diğer disiplinleriyle bağları koparılmıştır. Eskiden sosyal bilimlerin kraliçesi olarak adlandırılmakta olan iktisat, maalesef artık matematik bölümünün kardeşi sıfatı ile anılmaktadır. Matematiğin sınırsız kullanımı ile perdelenmeye çalışılan bu kopuşla beraber iktisat eğitimi de iktisat bilimi de yaşamının sorunlarından uzaklaşmıştır. Neo- klasik teorinin bugün iktisat bilimine hâkim değerler dizisi olmasının, hizmet ettiği kesimlerin toplum üzerindeki tahakkümünün bir sonucu olduğu ve iktisadın bilimselleştirilmek adı altında matematik terimlerine boğulmasından en çok fayda sağlayanların gene aynı kesimler olduğu açıktır. Bu hâkimiyet ve neo- klasik teorini eleştirilemez olarak sunulması ‘ Bağımsız İktisat Kongresi’ düzenleme fikrinin ortaya çıkışındaki en önemli nedenlerdir... “